.. HABERLER/DUYURULAR

02 EYLÜL 2010
Değerli MTKO üyeleri ve Moskova'da yaşayan tüm dostlarımız,
2010-2011 döneminin her zaman bayram mutluluğu içerisinde geçmesi dileğiyle; açılışımızı, bayramın son günü olan 12 Eylül 2010 Pazar günü yapacağımızı sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyarız.

Swissotel'deki açılış brançımıza ailelerinizle birlikte katılımınızı bekliyoruz. Katılım sayınızı lütfen 08 Eylul 2010 Çarşamba gününe kadar info@mtko.net adresine veya 8 926 6766049 numarali telefona bildirmenizi rica ederiz.
Moskova'da bayram coşkusunu ailelerimiz ve dostlarımızla paylaşmak dileğiyle,
Saygilarimizla;

MTKO Yönetim Kurulu

02 EYLÜL 2010
MTKO 2010 - 2011 Dönem faaliyetlerine başladı. İyi bir yıl geçirmek dileği ile..


Tüm Haberler İçin Tıklayınız... .
. FOTOGRAF ALBÜMLERİ
Tüm Albümler İçin Tıklayınız..
.. YARDIM FAALİYETLERİMİZ
MTKO olarak TUKD işbirliği ile burs verdiğimiz üniversiteli öğrenci sayımızı 5'e yükselttik. Katkısı olan tüm kişi ve kurumlara teşekkür ederiz...
Elele Daha Güzel Günlere...
.. RUSYADAN HABERLER

www.TürkRus.com


www.MoskovaLife.com



www.gazetem.ru


KÖŞE YAZARLARI/ NİSAN 2010 / SEDEN SEZER

 


157.5'luk dev
Ruslar kahramanları ile pek bir gurur duyarlar. Tabi her millet gibi. Benim de Rus kahramanları (kahraman diyorum çünkü bir damlacık boyuyla çok büyük bir işe imza atmış kendisi) arasında en sevdiğim her zaman Yuri Gagarin olmuştur. Her yıl 12 Nisan, yani uzaya çıktığı gün yazarım ama bu defa bir değişiklik olsun ve doğum gününde yazayım dedim ama araya hastalıklar girdi bir türlü fırsat bulamadım. Bugün benim eve çok yakın olan Gagarin meydanındaki heykelin önünden geçerken bırakılmış çiçekleri gördüm. Eve gider gitmez geç olsun, güç olmasın diyeceğim ve birkaç satır yazacağım dedim içimden. Bir ara da gider çiçek bırakırım, belki ölüm yıldönümünde, yani bu ayın 27’sinde.

İmrendiğim çok az insandan birisi Yuri Gagarin. Yıldızlar, uzay, sonsuzluk, boşluk, daha önce hiç gidilmeyene gitmek, hiç görülmeyeni görmek, hiç yaşanmayanı yaşamak... Oysa o çok sıradan başlamış bu hayata... Gzhatsk yakınlarındaki Kluşino kasabasında bir çiftçi ailenin dördüncü çocuğu olarak 9 Mart 1934 yılında doğmuş. İkinci dünya savaşı sırasında oldukça zor günler geçiren ailenin 2 erkek çocuğu, yani Gagarin'in abileri Almanya'da esir tutulmuş. Gagarin okulda zekası ile hemen farkedilen bir çocukmuş. Hatta öğretmenlerinden birisi Kızıl orduda pilotluk yapmış. Gagarin'in bu matematik hocasından çok etkilendiği söylenir.

Ama işler filimlerde olduğu gibi gelişmiyor elbette gerçek hayatta. Gagarin dökümhanede çıraklık dahi yapmış para kazanabilmek için. Ne de olsa basit bir çiftçi çocuğu, önüne imkanlar kırmızı halı gibi serilmiyor. Daha sonra Teknik Yüksek Okulda okumaya başlayan Gagarin bu sırada tutkularını gerçekleştirme fırsatı bulmuş ve Hava Kulübüne yazılmış. Ardından genç pilot savaş uçağı eğitimi almaya başlar, hatta orada Valentina Goryacheva ile tanışır. Onunla 1957 yılında evlenirler. Gagarin ilk olarak Norveç sınırında bir bölgeye atanır ve yetişkin bir erkek olduğunda boyu sadece 157.5 cm’dir.

Gagarin bununla da yetinmeyerek 20 adayın yer aldığı bir uzay yarışına girer Bu yarışta 20 aday arasından Yuri Gagarin ufak boyu ile testlerin tamamını geçer, German Titov ile başa baş kalır, ama diğer adaya göre Gaagrin'in daha cana yakın olması, güler yüzlü olması ona artı kazandırır, uzay programına seçilir ve kozmonot olur.

Sade bir çiftçi çocuğu iken kozmonot olan Yuri Gagarin 12 Nisan 1961’de Vostok 1 adlı uzay aracı ile uzaya çıkan ilk insan ünvanını alır. Uluslararası medyaya göre Gagarin uzaydayken "Burada Tanrı falan göremiyorum" der ama kayıtlarda böyle bir cümleye rastlanmaz. Gagarin'in inişte ölebileceğinden şüphelenen Sovyet otoriteleri Yuri'nin rütbesini henüz yörüngedeyken TASS'a yükseltirler. Ama Gagarin sağ salim ve ünlü biri olarak iner.

İnişten sonra Gagarin dünyayı dolaşmaya başlar. Ancak Gagarin popülerliğin verdiği ağırlığı bir süre sonra taşıyamaz ve alkol bağımlısı olur. 1962 yılında kendini yeniden toparlayarak kozmonot yetiştirme programında eğitmen olarak çalışmaya başlar.

Gagarin, 27 Mart 1968`de MiG-15 model uçağıyla rutin bir deneme sürüşü sırasında eğitmeniyle birlikte hayatını kaybeder. Kazaya neyin sebep olduğu bilinemez, 1986 yılında bir soruşturmada Su-11 model bir uçağın yol açtığı türbülansın kazaya yol açtığı söylenir. Aynı zamanda hava koşulları da kötüdür. Başka bir söylenti de Gagarin`in sarhoş olduğudur, oysa ki bu doğru değildir çünkü uçuştan önce iki testten geçmiştir ve yapılan araştırmalarda alkol veya uyuşturucu izine rastlanmamıştır. Yeni bir teori de pilot kabininin yanlışlıkla açıldığı ve bir anda güçlenen hava dolaşımı yüzünden uçağın kontrolünü Gagarin`in kaybettiğidir.

Ama her ne olursa olsun Yuri Gagarin, Sovyetler Birliği’nin küçük bir kasabasından çıkar, öyle yükselir ki, uzaya kadar gider. Tüm dünyanın heyecanla izlediği ve beklediği bir olayın baş kahramanı olur. Bu ufak tefek, güler yüzlü, sıcak kanlı kahraman asla unutulmaz.

KÖŞE YAZARLARI/ MART / SEDEN SEZER

Kadınlar Günü Kutlu Olsun

Belki 70 yaşindaydı, belki 80... Yılların yorgunluğu öyle derin izler bırakmıştı ki yüzünde, yaşinı tam olarak tahmin etmek mümkün değildi. Sokakta meyve, sebze satan bir tezgahın önündeydik ikimizde. Ağır adımlarla yanaştı tezgaha. Ne alacağına yaşlı ve bitkin gözleri ile karar vermeye çalisirken sabırla bekledim arkasında. Öyle ya, bize büyüklerimize saygılı olmayı ögrettiler küçüklüğümüzden beri.

Sonunda karar vermişti avucundaki ufak tefek kopeklere baktığında. 1 adet muz... Kimbilir kaç zamandır yememişti bu tropik ama aslında Moskova’da en ucuz bulunabilecek meyveyi. Küçüklerinden bir tane seçti, tezgahtaki kıza uzattı, kız tarttı ve fiyatını söyledi. Bir süre elindeki bozukluklara baktı. Uzun uzun düşündü, saydı. Sonunda muzu almadan arkasını dönmüş gidiyordu ki, tezgahtaki kız ardından koştu, avcundan bir küçük para aldı ve muzu uzattı babuşkaya (nineye).

Moskova’ya geleli sadece bir-iki ay olmuştu. Heryerde fakirler olduğunu biliyorum elbet ama bu kadar yaşlı olup da bu kadar aciz durumda kalanı ilk defa görmüştüm. Kimsesiz miydi acaba, çocugu da mı yoktu ya da kardeşi, akrabası, ya komşusu?

Zamanla gerçeği ögreniyordum, Lisa ile tanıştığım zaman. O, o kadar yaşlı değildi. Daha 65 belki. Karı koca yıllarca çalismislardi. Ögretim görevlisiydi her ikisi de. Bir arkadaşimın komşusuydu. Eşi felç olmuştu, tek oğulları ise spastikti. Yıllarca emek verdiği, anlatırken sevgi ve duyguyla karışık bir hüzün de barındıran mesleğinden ona arta kalan 20 dolara yakın bir emekli maaşi idi.

Her ay erzak alıp ziyaretine gittiğimiz Lisa, küçük cam labaratuvar kabında çay yapardı bize. Bir de şu hiç bayatlamayan kurabiyelerinden. Ögrencilerini ne kadar özledigini anlatırdı. Çalistigi üniversitenin odalarını, koridorlarını, sınıflarını gördük onun gözünden. Öyle tutkuyla çalismisti ki yıllarca, kötü hiçbir anısı yoktu ya da bilinç altına atıvermişti herşeyi.

Mesleğinden arta kalan 20 dolara yakın emekli maaşi...

Bir zaman sonra tutunamadı Moskova’da. 1999 krizi sonrası ruble iyice değer kaybedince felçli kocasını, hasta oğlunu da aldı gitti Rusya’nın uzak bir köşesindeki, fakir köyüne. Bir daha da görmedim Lisa’yı, yaşar mı hala bilmiyorum.

Sevgiyle bahsederdi özlemle hatırladığı eski SSCB günlerini. Para kaygısı olmadığı dönemlerini... Lüks içinde olmasa bile karnı tok, kalbi huzurlu olduğu günleri. Gözleri gök mavisiydi, saçları beyaza yakın, çogunlukla beyaz sarı... Anlatırken ögretmenlik günlerini gözleri nemlenirdi daha bir mavi olurdu o zaman...

Ögretmenlik günlerinden arta kalan 20 dolara yakın emeklilik maaşi...

Kimbilir kaç ögrenci yetiştirdi yıllarca, kimbilir ne başarılara imzalar attı o gençler... Hepsinin yüzünü ve ismini hatırlayamasa da, hayatını verdiği ögrencilerinden gururla bahsederdi Lisa.

Lisa’nın ögrencilerinden arta kalan 20 dolara yakın emeklilik maaşi...

Hem evini çekti çevirdi, hem çalisti yeni nesiller yetiştirdi, hem ailesini sevdi el üstünde tuttu, eşi hastalandı baktı, oğlu hasta doğdu canından bir parça saydı..

Bir ömürden arta kalan 20 dolara yakın emeklilik maaşi ve kapısını çalmayan koca bir dünya...

Hakeden tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlu olsun... Dünya Kadınlar günün kutlu olsun Lisa!

8 Mart’ın kısa tarihçesi:

Rusya’da çok önem verilen 8 Mart tarihi dünya çapinda “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanıyor. Her ne kadar şimdilerde daha çok hediye almak ve vermek için düşünülmüş bir güne çevrilmis olsa da bu günün aslında çok büyük bir önemi var. Bu özel günü hakkıyla kutlamak, özellikle dünya üzerinde haksızlığa uğramış tüm bayanların gururu olmalı.

Bu tarih gerçekte, kadın haklarının kazanılmasında nasıl bir süreçten geçildiğinin hatırlanması için düşünülmüş özel bir gün. 1857 yılında New York
lu dokuma işçisi kadınların daha insanca bir yaşam isteyerek, eşitsizliklere ve ayrımcılığa karşi sürdürdüğü mücadele ile başlayan süreçte 8 Mart, tüm dünya kadınlarının, kutladığı uluslararası bir güne dönüşür.

Birleşmiş Milletler tarafından 1977 yılında ilan edilen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü
nün geçmişi çok eskilere dayanıyor. Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşin temsili başlangıcı 8 Mart 1857 yılında ABDnin New York kentinde başladı. Konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında çalisan 40.000 işçinin insanlık dışı çalisma koşullarına ve düşük ücrete karşi başlattığı grev, polisin saldırısıyla kanlı bitti. Saldırı sırasında çikan yangında çogu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.

1910 yılında Danimarka
nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi. Kadın hakları hareketini, özellikle oy hakkını onurlandırmayı amaçlayan Kadınlar Günü önerisi oy birliği ile kabul edildi. 1975 yılında Dünya Kadınlar Yılını ilan eden Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart ın tüm kadınlar için Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı. Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya barışını güçlendireceği kabul edildi.

Böylece 8 Mart, dünyada kadınların yüzyıldır yürüttüğü özgürlesme mücadelesinin kutlandığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün haline geldi.

Yazı ve fotoğraflar: Seden Sezer

KÖŞE YAZARLARI/ ŞUBAT/ SEDEN SEZER

On parmağında on marifet olan bir sanatçı: Zurab Tsereteli



Onu sadece Rusya’da tanımıyorlar, onun ünü dünyaya yayıldı. Sadece Rusya’nın değil dünyanın en ünlü ressam, heykeltraş, mimar, seramik sanatçılarından birisi olan Zurab Tsereteli, Gürcü asıllı olup 1934 yılında Gürcistan’ın Honi kentinde doğdu.

16 yaşında amcasının atölyesinde ilk sergisini açan Tseretali, 1952 yılında Tiflis Resim Akademisinde Resim Bölümünü kazandı. 1958 yılında Sovyet devleti onun ‘Tiflis Şarkısı’ resmini yasakladı. Akademiden mezun olduktan sonra Tsereteli, serbest ressam olarak çalışırken, portre ve manzara yanısıra kitap çizimlerini de yaptı. 1959 yılında yerel ve ulusal sergilere katılarak iki gümüş ve bir bronz ödül kazandı. 1960 yılında Gürcistan Bilim Akademisinde Tarih, Etnografi ve Arkeoloji Enstitüsünde, ressam ve mimar olarak işe alındı. 1963 yılında, Gürcistan Ressamlar Birliğinde, üst uzman olarak iş verildi ve artık ülkenin bir ucundan öbür ucuna kadar seyahat edip resim, heykel, mozaik vs. eserlerine imza atmaya başladı. 1964 yılında Paris’e gittiğinde, zamanının Fransa Cumhurbaşkanı ve Picasso ile tanıştırıldı. O zamanlarda da kendi sanat stilini yaratmaya başladı. 1965 yılında, Moskova’da düzenlenen Sovyet Birliği Sanat Fuarında altın madalyaya layık görüldü. Gürcistan’ın en önemli tatil bölgelerinden biri olan Pitsunda’da bulunan önemli bir kaplıca projesi üzerinde çalışırken, Sovyet Birliğinin Devlet Başkanı ve Kültür Bakanı ile tanıştığında, Moskova Sinema Evinin dekorasyonunu üstlenmek üzere Moskova’ya çağırıldı. 1967-1968 arasında da Moskova Sinema Evi projesini tamamladı ve Moskova’da kendine bir studyo açtı. Aynı zamanda da Gürcistan Kaplıcaları Baş Ressamı pozisyonuna atandı. 1978 yılında Gürcistan Halk Ressamı ünvanına layık görüldü. Aynı dönemde, New York’taki Birleşmiş Milletler Sitesinde Sovyet Birliğinin Binasının dizaynını üstledi, o çalışma sırasında New York Güzel Sanatlar Kolejinde ders vermeye başladı. 1980 yılında Tsereteli Moskova Olimpik Oyunlarının Baş Ressamı oldu. Olimpiyat Oyunları sırasında yapılan İzmailovskaya Otelleri, Dinamo Spor Sarayı, Krasnaya Presnya’daki Uluslararası Ticaret Merkezi binaların dizaynları Tsereteli’ye ait. 1989 yılında Sovyet Birliği Sanat Akademisine üye seçildi. 1991 yılında ise UNESCO Moskova Uluslararası Destek Fonu’nun Başkanlığına seçildi. 1992 yılında Yuri Lujkov ile tanışıp sıkı dost oldu. 1994 yılında Rusya Güzel Sanatlar Akademisinin Başkan yardımcısı, 1997 yılında ise Başkanı olarak seçildi. 1996 yılında Poklonnaya Tepesindeki Zafer Parkı projesini tamamladı. 1996 yılında Manejnaya meydanı ve Okhotny Ryad Alışveriş Merkezini tamamladı. 1999 yılında da Moskova’nın baş kilisesi olan Kurtarıcı İsa Katedralini tamamladı. 2001 yılında, Preçistenka’daki Rusya Sanat Akademisinden sanat eserlerine ev sahipliğini yapan Zurab Sereteli Sanat Galeresi açıldı. 2002 yılında, Bolşoy Tiyatro’nun Yeni Sahnesinin dekorasyonunu yapan sanatçı ekibinin başına geçti, yeni sahnenin perdesini tasarladı. 2002 yılında, tasarımı Tsereteli’ye ait olan altın kaplı sol anahtarı, Kızıl Tepelerdeki Uuslararası Müzik Evi’nin kubbesine monte edildi. 2004 yılında, Moskova Üniversitesi Kütüphanesi Baş Ressamı olarak atandı, Moskova Üniversitesinde Fahri Profesör ünvanını aldı. Sanat hayatı boyunca, Brezilya, ABD, Fransa, İspanya v.b yabancı ülkelerde bir çok başarılı projeye imza attı. 2004 yılından beri de hem Rusya, hem dünya çapında çalışmalarını sürdürmektedir.

Sanatçıya ait bilinen en önemli eserler, Zafer parkındaki haykeller, Kurtarıcı İsa Katedralindeki tüm heykel ve freskler, Moskova nehrinde yer alan gemiler üzerinde yükselmiş Peter heykeli sayılabilir. Bunun dışında sanatçının sayısız eseri ki bunlar içinde heykeller, yağlıboya tablolar, emal(mine) işi panolar ve çok daha fazlası Preçistenka Ulitsa 19 numaradaki galerisinde sürekli olarak sergilenmektedir. Oldukça ilginç ve geniş bir yelpazaye sahip olan galeride sanatçı ayrıca yetenekli çocuklara resim dersleri vermekte.
KÖŞE YAZARLARI/ ARALIK 2009 / SEDEN SEZER

 

Dikkat! Kapılar kapanıyor, bir sonraki istasyon...

Moskova’ya ilk geldiğimde anladım ki ilk olarak metroyu nasıl kullanacağımı öğrenmeliyim. Çünkü, bu büyük şehirde bir yerden diğerine ulaşmanın en ekonomik, en hızlı ve en rahat yolu yeraltından geçiyor. Ancak bilmediğim birşey vardı ki, o da metro istasyonlarının beni ne kadar şaşırtacağı. Özellikle Kaltsovaya Liniya yani kahverengi hat üzerindeki istasyonlar ve merkezdeki birçok istasyon müzeden ya da bir sanat galerisinden farksız. Zaman içinde Moskova’da değişik yerlere gittikçe, bu yeni istasyonları keşfetmek bana ayrı bir keyif vermeye başladı. Araştırdıkça bu istasyonlar hakkında beni çok etkileyen bilgiler öğrendim.


Tarihi özellikleri ve güzelliğinin yanısıra Moskova Metro’su, trafiğin yoğun olduğu bu şehirde bir kurtarıcı da oluyor. Eğer trafiğin ortasında sıkıntılı saatler geçirmek istemiyorsanız “M” yazan bir kapıdan içeri girmek yeterli olacaktır. Moskova metrosunu, hergün yaklaşık 8 milyon insan kullanıyor. 8 milyon insan yanılıyor olamaz...

Fakat bu büyük, kullanışlı ve güzel ağ bir seferde karar verilip yapılamaz. İlk olarak devrimden önce gündeme gelir. Balinskiy 1902 yılında bir metro projesi hazırlar, ancak proje hem şehrin görünümünü bozacağı, hem de tarihi binalara zarar vereceği gerekçesiyle engellenir. Bu proje ilk defa gündeme geldiğinde yerel bir gazete, “Rus halkının Moskova’da değerli gördüğü herşeye yönelik, insanı sersemleten, utanmazca bir tecavüz” olarak yorumlar. Elbette o zamanlar, Moskova Metrosunun, ulaşımın temeli olacağı ve milyonlarca insan tarafından kullanılacağı tahmin edilemez.

Ancak 1912 yılında Knorre isimli bir mühendis metro projesi ile ilgilenir. Bu defa da 1. Dünya Savaşı başlar, ardından devrim olur ve Moskovalılar metroya bir kez daha kavuşamazlar. Şehrin bu metroya ihtiyacı vardır ve sonunda 1931’de, Stalin döneminde metro projesi kabul edilir. Metronun yapım görevi Nikita Kuruşçev ile Lazar Kaganoviç’e verilir. Sovyetler Birliği’nin dörtbir yanından erkek ve kadın işçiler getirilir. Ayrıca Kızıl Ordu ve Kominist Genölik Birliği’nin (Komsomol) 13 binden fazla üyesi de metro yapımına katılır. Onların anısına Kaltsovaya Liniya üzerinde Komsomolskaya isiminde bir istasyon bulunmaktadır.

İlk olarak, Sokolniki’yi Park Kulturi’ye bağlayan Sokolichneye hattı açılır. 11.6km’lik hattın yapımı 1935’de tamamlanır ve ilk 13 istasyon Mayıs ayında açılır. Bu hattın yapımında çalışanlara madalyalar verilir, çok büyük önemi olan Lenin Nişanı ile ödüllendirilir. Bunu takip eden dört yıl içinde inşaat hızla devam eder, 1939 yılında 1 milyondan fazla yolcuya hizmet veren 22 istasyon açılır.

Metro istasyonlarının iç dekorasyonlarında SSCB’nin en iyi sanatçıları görevlendirilir. Bunların çoğu devrim, Sovyetler’de yaşam, ulusal savunma gibi temaları işler. Moskova Metrosunda gezilmeye değer birçok istasyon bulunmaktadır. Sanki herkese açık bir müze gibi. Bu istasyonları gördükçe, metro benim için sadece ulaşım amaçlı kullanılmaktan çıktı ve bu istasyonları daha bilinçli gezmeye çalıştım.


13 Mart 1938 yılında, tasarımı Duşkin’e ait olan Ploşçad Revayutsi (Devrim Meydanı) istasyonu açılır. Ana salonunda mermer kaplı kemerler, kemerlerin iki yanında Matyev Manizer’in yaptığı gerçek boyutlardaki bronz heykeller yer alır. Bu heykellerde Kızıl Muhafızlar, işçiler, denizciler, sporcular, çiftçiler, kadınlar sosyalizmin öncüleri ile birlikte betimlenir.


Gorkovsko-Zamoskvoretskaya hattının en önemli istasyonu olan Mayakovskaya, aynı zamanda 2. Dünya Savaşın’nda sığınak olarak da kullanılır. New York Fuarında Büyük Ödül alan istasyonun tavanını sanatçı Deyneka’nın mozaikleri süsler. Ana salonu paslanmaz çelik ve mermer sütünlar destekler. Mozaik panolarda Sosyalist ülkenin bir günü anlatılır. Sırasıyla sabah saatlerini anlatan aydınlık ve açık renklerden başlar, ortaya geldikçe, geceye doğru koyulaşarak devam eder ve sonra tekrar gündoğumuna doğru gider. Aynı zamanda ünlü şair Vladimir Mayakovski’nin bir heykelinin de bulundığu istasyon, adını bu şairden alır.

2. Dünya savaşı sırasında ve sonrasında savaş temaları öne çıkmaya başlar. 1943 yılında, henüz 2. Dünya Savaşı devam ederken açılan Novokuznetskaya metro istasyonu gibi. Mimarları Vladimir Gelfreyh ve İgor Rojin olan Novokuznetskaya’nın duvarlarındaki firizlerde Minin, Pojarski, Mareşal Kutuzov gibi savaş kahramanları tasvir edilir. Sanatçı Nikolay Tomski’dir.


Bazı istasyonların dekorasyonlarında halkı teşvik amacı gözetilir, 1940 ve 50’lerde yapılan çoğu istasyonda Sovyet rejminin erdemleri üzerinde durulur. Teatralnaya’daki (1940) tavan panallerinde, Sovyetler Birliği’nde yaşayan farklı kültürler ulusal giysileri ile resmedilir, Sovyet Cumhuriyetleri’nin sanatları methedilir.


Sade ve zarif çizgilere sahip, tasarımcısı Duşkin olan Kropotkinskaya istasyonunu adını Prens Pyotr Kropotkin’den alır. Zistasyonların yer üstündeki tasarımları bile propaganda amaçlı yapılır, Arbatskaya istasyonunun girişinin Sovyet yıldızı şeklinde olması gibi.


50’li yıllarda açılan Kaltsovaya Liniya hattı, Moskova merkezini halka şeklinde çevreler. Moskova metrosunda bazı istasyonlarda farklı metro hatlarına iki ya da daha fazla aktarma yapılabilir. Bu istasyonlardan biri olan Novoslobodskaya metrosu 1952 yılında açılır ve ana salonun tavanında ressam Korina’ya ait görülmeye değer “Tüm Dünya Barışı” temalı mozaik yeralır.


Yine Kaltsovaya Liniya üzerindeki Beloruskaya (1952), adını yakınındaki tren istasyonundan alır. Kır manzaralı mozaikler ve Beyaz Rusya’ya özgü halı desenleri ile süslenmiş zemin ilgi çekicidir. Kievskaya (1937-1954) istasyonundaki mozaiklerde tarımdaki bolluğu kutlayan sağlıklı, mutlu köylüler ve Rusya ile Ukrayna arasındaki dostluk betimlenir.


Sovyet anlayışında spor başarıları çok önemlidir. Park Kulturi (1935-1949) istasyonunda Sergey Rabinoviç’in ikiz temaları bu başarıları anlatır. Buzda paten kayanlar, satranç oynayanlar, dans edenler ana salonda, nişler üzerinde mermer rölyeflerdeki madalyonlar üzerinde resmedilir.


Komsomolskaya’da ise gülpembesi mermer sütunlar ve Yevgeni Lanseray’ın kahraman metro işçilerini gösteren İtalyan çinili panelleri bulunur. İstasyonu ünlü mimar Aleksey Sçusev tasarlar ve Pavel Korin’e ait askeri resmi geçitleri ile tarihteki ünlü Ruslar’ı anlatan altın mozaikler yeralır. Bu istasyon da New York Dünya Fuarı’nda ödüllendirilir.

Metro istasyonları Moskovalılar’a sadece ulaşımda hizmet vermez. İlk yapılan istasyonlar, savaş sırasında sığınak olabilecek şekilde tasarlanır. 1941 yılında Alman askerleri Moskova yakınlarına geldiğinde, Mayakovskaya metro istasyonu karargah olarak kullanılır. Kızıl Ordu’nun cepheye gitmesinden önce Stalin bu istasyondaki merkez salonda genarallere seslenir. Çistye Prudi istasyonu ise 2. Dünya Savaşı sırasında Genel Kurmay Karargahı olarak kullunılır. Stalin ve danışmanları ilk saldırı planlarını burada yaparlar.


Bunun dışında, metro raylarının, istasyonların yapım çalışmalarının, tarihleriyle, fotomontajlarıyla sergilendiği Metro Müzesi Sportivnaya istasyonunun üzerinde yer alır. Sinyal noktaları, bilet gişeleri, tren ve asansör modelleri, aslına uygun yapılmış bir makinist kabini ve 1935 yılında satılan ilk bilet de bu müzede sergilenir.


Moskova’da görülebilecek onlarca müze, park, tarihi mekan olmasının yanısıra, oralara ulaşımımı sağlayan metronun da en az onlar kadar güzel olduğunu görmek bende hayranlık uyandırdı. Zaman zaman kitabımı alıp, bir metro durağında oturup, gelen geçeni seyrederken zamanın nasıl geçtiğini anlamam. Bazen duvardaki bir mozaiğin, bazen de bir sütuna yerleştirilmiş heykelin ayrıntılarında kaybolurum. Moskova Metro ağı tarihi ve güzellikleri ile, her daim açık bir müze gibi farkedilmeyi bekliyor...

Dikkat! Kapılar kapanıyor, bir sonraki istasyon...

Yazı ve fotoğraf: Seden Sezer


.. KÖŞE YAZARLARI/ KASIM 2009 / SEDEN SEZER

Moskova’nın Taştan Yüzleri
İlk...



 Moskova’nın ilk heykel kompozisyonu 1818 yılında dikilen ve tüccar Kuzma Minin ile Prens Dimitry Pozharski’yi tasvir eden eserdir. 1612 yılında Rusya’nın sorunlu ve zor zamanlarında, Rusya bağımsızlığını ve özgürlüğünü kaybetmek üzereyken, Minin ve Pozharski isyancılara karşı mücadelede liderlik yaptılar. 1812’de yapılan savaşta kazanılan zeferin hemen ardından ulusal bir kampanya başlatılarak toplanan paralarla bu heykel dikildi. 1612 ve 1812 tarihlerinin Rusya’nın geçmişinde birbirine dikkat çekici benzerliği nedeniyle bu anıt vatanseverliğin bir sembolü haline geldi. Heykeltraş İvan Martos, savaşa şahit olmuş, cepheye gönderdiği iki oğlundan birisini 1812’de şehit vermiştir. Minin ve P Pozharski’nin bu anıt heykeli ilk önceleri Kızıl Meydanın ortasında yer alırken, 1930’larda, Stalin hükümeti, heykelin askeri geçit törenlerinin ortasında kaldığı ve engel teşkil ettiği gerekçesiyle eseri bugünkü yerine, yani St.Basil Katedrali’nin bahçesine taşımışlardır.

En çok tartışılan...


Mikhail Shemyakin’in Moskova şehrine bir hediyesi olan “Çocuklar yetişkinlerin ahlaksızlıklarının kurbanı” adlı eser global şeytanlığa karşı bir mücadele, bir kavga olarak tasarlanmış. Kompozisyonda iki tane gözü bağlı çocuk, 13 tane canavar tarafından çevrelenmiş ki bu canavarlar insan ahlaksızlıklarını temsil ediyor.2003 yılında, Bolotnaya Meydanı’na dikilen heykel bir çok ateşli tartışmaya ve protesto gösterilerine sahne olur. Hatta bir çok kişi tarafından yokedilme tehlikesi yaşar. Bu nedenle şu anda etrafını yüksek, demir parmaklıklar çerçeveler ve güvenlik görevlileri tarafından korunur. Gerçekten de bir heykelin bu denli korunmak zorunda kalması oldukça gariptir. Bu garip ve rahatsız edici heykelin yaratıcısı olan Mikhail Shemyakin, gelecekteki ziyaretçiler için de şunları yazmış:
“Ben bu kompozisyonu şu anda yaşayan ve gelecek jenerasyonlarımızı oluşturacak olanları kurtarma sembolü olarak yaptım. Yıllardır, çocuklarımızın geleceğimiz olduğunu söylüyoruz. Ben bir artist olarak size bu konudaki işinizi hatırlatmak, kafanızı çevirip çocuklarınızın bu günlerde yaşadığı bütün üzüntüleri ve dehşeti duymanızı ve fark etmeniz için uğraşıyorum. Bütün duyarlı ve dürüst insanlar, durup daha geç olmadan düşünmeliler. Mücadele edin ve Rusya’nın geleceğini kurtarmanız için elinizden gelen en iyi şeyi yapın.

Ülke Çapında...


Telaşlı ve hızlı geçen günlük hayatımızda Puşkin meydanından kimbilir kaç defa geçeriz, kaç defa buluşma yeri olarak kullanırız bu turistik mekanı, ama Puşkin her zaman orada mağrur ve heybetli bakışıyla gelen geçeni seyreder.
Büyük Rus şairi Aleksandr Puşkin’in heykeli, günümüzde sevgililerin, arkadaşların, iş adamlarının populer buluşma yeri olan ve şairin kendi adını taşıyan Puşkin meydanında yeralmaktadır. 1880 yılında dikilen heykelin ilk oluşumu, Aleksandr Puşkin’in de eğitim aldığı, elit bir eğitim kurumu olan Tsarskoye Selo’daki İmparatorluk Lyceum’unun altmışıncı yılı kutlanırken atılır. Bir grup eski öğrenci, bir komite kurar ve “Rus şiirinin güneşi” olarak adlandırılan Puşkin’in anısına bir heykel yapmak üzere komite kurar. Komite, şairi beğenen, ona gönlünü vermiş herkesi az ya da çok parasal desteğe davet eder. Aristokratlardan işçilere, öğrencilerden ofis çalışanlarına kadar birçok vatandaş katkıda bulunur ve o zaman için oldukça büyük bir miktar olan 106.575 ruble toplanır. Anıtın oluşturulması için bir yarışma düzenlenir ve bu yarışmanın sonucunda, 19 dizayn içinden Aleksandr Opekushkin’inki seçilir. Aleksandr Opekushkin, eski bir işçi olup, bu statüden kurtulabilmek için çok çalışmış, hatta yıllar sonra sanat akademisinin bir üyesi olmuştur. Puşkin anıtı, önce ünlü şairin yaşadığı St.Petersburg kentine dikilmek istenir. Ancak, Baş şehrin yöneticileri ile şairin hayranlarının istekleri karşı karşıya gelir. Çelişki ve kararsızlık sürecinin sonunda ise anıt Moskova’da şu anda bulunduğu meydana dikilir.


En gizemli...


19. yüzyılın en önemli ve gizemli yazarı Nikolay Gogol’un en az kendi kadar esrarengiz bakışlı anıtını heykeltraş Nikolay Andriyev daha sonraları Gogolovky olarak adlandırılan, Preçhistenky Bulvarı’nın girişine yapar. 1909 yılında, yazarın 100. doğum yılı nedeniyle dikilen bu heykel, yaşamı kadar, yani 42 yıl boyunca burada kalır. Ancak, daha sonradan Stalin bu heykelin çok filozofik, dramatik ve kominist ideolojilerine göre çok entellektüel kaldığını düşünmesi nedeniyle bulunduğu yerden kaldırıtıp, Donskiy Manastırına taşıtır. Onun yerini de optimistik, aydınlık, askeri bir geçit törenini yöneten generali andıran bir başka Gogol heykeli alır. Stalin’in ölümünden sonra eski Gogol heykeli sürgününden döner ancak yetkililer onu eski yerine koymazlar. Anıt böylece, Nikitsy Bulvar’da Gogol’un son dört yılını geçirdiği 7 numaralı binanın önünde, yaşlı ağaçların arasındaki yerini alır. Gizemli ve neredeyse canlı gibi görünen bu heykelde Gogol bir koltukta oturuyor ve gözünde bir onaylamama ifadisi, yüzünde anlaşılmaz bir gülümsemeyle ziyaretçilerine tepeden bakıyor.


Uzayda bir adam...



O uçmaya hobi olarak başladı, ardından savaş uçaklarını uçurdu ama bununla yetinmedi, Rusya’nın ilk yirmi kozmonotundan birisi oldu. Bu yirmi kozmonot arasından uzaya gidecek sadece bir kişi olacaktı ve o aralarından sıyrılıp, son olarak en yetenekli rakibi Gherman Titov’un da önüne geçerek seçildi. Bu seçimde Gagarin’in sade bir çocukluk geçirmiş olması ve bunun güler yüzüne yansıması etki etti. 12 Nisan 1961’de Vostok 1 ile dünya çevresinde 108 dakikalık uçuşuyla uzaya giden ilk insan olan Yuri Gagarin 1968 yılında, henüz 34 yaşındayken MIG-15 model uçağının düşmesi sonucu hayata veda etti. Uçağının neden düştüğü ise asla bilinemedi. Tıpkı Gagarin’in yaptığı gibi, yer çekimi kanununa karşı çıkan titanyum kozmonot göğe doğru yükseliyor ve uzay yolculuğu rüyasının gerçeğe dönüşmesini kutluyor. Bu heykel, Pavel Bonderenko tarafından Gagarin’in muhteşem başarısının anısına yapılmıştır ve Leninski Prospekt’de sanki her an yerinden yükselecekmiş gibi göğe doğru bakar.


En sempatik...


Meşhur sinema ve sahne aktörü, dünyaca tanınmış Rus palyaço Yuri Nikulin, milyonlarca Rus tarafından her zaman çok sevildi ve seviliyor. Nikulin vatanseverlik savaşında Sovyet ordusuna hizmet verdikten sonra, döner dönmez bir çok oyunculuk ve tiyatro okuluna başvurur ancak oyunculuk yeteneği olmadığı gerekçesiyle kabul edilmez. Ancak ünlü sanatçı pes etmez ve sonunda hayatının 50 yılından fazlasını vereceği, Tsvetnoy Bulvar’daki Moskova Sirki’ne kabul edilir. Palyaço olarak başladığı sirkte yönetim kurulu başkanlığına kadar yükselir. Rol aldığı filmler, cömertliği ve sevimli tavırları ile Rus halkının gönlünde taht kurar. 1973 yılında SSCB Halkın Sanatçısı, 1990 yılında ise Sosyalist İşçi Kahramanı ödüllerine layık görülür. . Heykeltraş Aleksadr Rukavishnikov, aktörün bilinen karizmasını, yaptığı heykele yansıtmakta çok iyi bir iş çıkarmış. Nikulin’in kolları kısa ceketi ve bileklerinin üstünde kısa pantalonu ile minyatür bir arabadan çıkarken tasvir edildiği anıt, ünlü sanatçının yıllarını verdiği sirkin ana çıkış kapısının önünde, hala seyircilerin arasında yer alır. 2000 yılında hizmete açılan heykel bir anda çocukların favorisi haline gelir. Yanından geçen her çocuk, bu heykelle poz vermek ister ve en azından bu bronz arabaya binip bir süre bile olsa çok sevilen ve hayranlık uyandıran paylaço ile kısacık vakti paylaşmak ister. Nikulin ise bu çocuklara en içten gülümsemesiyle karşılık verir.


En sembolik...


En sembolik olan... Vera Mukhina’nın 25 metrelik işçi ve çiftçi heykeli bir anıttan daha ötedir. Başlarının üzerinde orak ve çekiç tutan bu heykel tarihin bir sembolüdür ve kominizmin yaratıcılarını onurlandırır.Heykel oldukça uzun ve iyi bir hayat sürer ve hatta kominizmden bile uzun süre yaşar. 1937 yılında Paris’deki yapılan Dünya Sergisinde Sovyet pavilyonu için yapılan bu anıt zamanın koşulları için oldukça olağandışıdır. Fikir ve kompozisyonun dışında materyali dikkati çeker. Krom kaplı paslanmaz çelik kullanılır ki bu daha önce hiç bir heykelin yapımında uygulanmamıştır.Anıt Fransa’ya gidebilmesi için 65 parçaya ayrılır ve orada gerçekten çok büyük etki yaratır.Kısa bir süre için bile olsa Eiffel kulesinin parıltısının önüne geçer. Bu zafer dolu başarısı görsel sanatlardaki etkileyici sembollerin propaganda potansiyelini gözler önüne serer. Heykel sovyetler birliğine geri döndükten sonra ozamanki adıyla ulusal ekonomik başarılar, şu an bilinen ismi ile Tüm Rusya Sergi Merkezinin (VVTs) ana girişine konulur. Ne yazık ki bugün bu anıtı görmemiz mümkün değil, çünkü restarasyon altında ve 1 sene içinde aynı yerde fakat daha yüksek bir platformda sergilenmesi bekleniyor.
Yazı ve fotoğraflar: Seden Sezer
seden.sezer@mtko.net
 
 
© Copyright MTKO 2009. All rights reserved. web master E. Erna Uçar joomla site stats